Gri Gündem

UX’le başlayan FX’e varan bir yol hikayesi

Pek çoğumuzun tahmin edebileceği gibi, kurumsal iletişim, dijital varlıkların yönetimi için ayrılan bütçeler ve reklam sektöründeki toplam hacmin hatırı sayılır bir çoğunluğu bankalar, aracı kurumlar ve sigorta şirketleri gibi finans ve risk yönetimi alanında hizmet veren markalar tarafından oluşturuluyor.

UX’le başlayan FX’e varan bir yol hikayesi
User Experience ile Foreign Exchange, aynı hikayede nasıl birleşir? İşte benim Finansal Okuryazarlık maceram.

Gri Creative bünyesinde bu gibi alanlarda pek çok markaya bütünleşik hizmet sunmamız, ister istemez finansal konularda bir bilgi birikimine sahip olmamızı sağladı. Bu bilgi birikimi, zamanla benzer alanlarda hizmet ve ürün sunan müşterilerimizi çok daha kolay ve hızlı bir şekilde anlayıp çözüm üretebilmemize olanak verdiği gibi, gündelik hayatımıza da son derece olumlu bir şekilde yansıdı. En azından benim için durum böyle oldu diyebilirim.

Reklam ve iletişim sektöründe çalışmanın en güzel yanının birbirinden çok farklı alanlarda pek çok bilgiye ilk elden ulaşabilme avantajı sunması olduğunu düşünmüşümdür hep…

Ulaştığım bilgi bazen her gün altından geçtiğimiz aydınlatma direklerinde kullanılan malzemenin üretildiği tesisin toplam metrekaresi olabildiği gibi, mozarella peyniri üretiminin, ineklere verilen yemden, fabrikadaki üretim bandına ve nakliyesine kadar son derece kompakt, standardize edilmiş ve katı regülasyonlarla sınırları çizilmiş çalışma disiplini de olabiliyor.

Peki bu bilgileri ne yapıyorum?

Zihnimde “bi ara işine yarar” ismini verdiğim son derece dağınık fakat kendi içinde bir düzeni olduğuna inandığım çekmecesine atıveriyorum. Bana bu bilgileri veren müşteri ile tekrar karşılaştığımda veya herhangi bir çağrışım durumunda çekmeceyi açıyor ve içinden ihtiyacım olanı çekip alıyorum. Tabii bu arada çekmece dağınık olduğu için pek çok alakasız bilgi de elime geçiyor. Bu alakasız bilgileri de bazen yeni bir fikir bulmak için, bazen de bir sorunu çözmek için ilham kaynağı olarak kullanabiliyorum. Neyse… Konuyu çok dağıtmadan finansal okuryazarlığa geri döneyim.

Çok kısa bir süre öncesine kadar girdiğiniz neredeyse her internet sitesinde bir forex reklamı ile karşılaşabilirdiniz. Sadece dijital ortamlarda değil, yol kenarlarındaki direklerde, billboard’larda, ekonomi ve tema odaklı kanalların reklam kuşaklarının arasında “yatırım, fx, menkul değerler” vs. ile kendini tanımlayan forex ve yatırım şirketlerinin reklamlarına denk gelmişsinizdir diye düşünüyorum. Hatta bu şirketler, var olan müşterilerinin son derece düşük olan kâr oranlarını da (zararda müşteri %81, kârda müşteri %19 gibi pek iç açıcı olmayan rakamlar olurdu genelde.) o ilanların bir köşesine iliştirirdi. Tabi bir kere bu şirketlerin sitelerine girip form doldurduğunuzda, günde üç öğün, yemeklerden sonra birer kere aranmanız da muhtemeldi. İşte ben de, Lise 1’den bu yana hiç matematik dersi almamış ve hiçbir zaman kendi bütçesini yönetme yeterliliğine sahip olamamış biri olarak Forex piyasasına tam da o sıralarda; bir anlık heyecanla girdim. Aslında bu kâr / zarar oranlarını görmeme rağmen piyasaya girmem, finansal anlamda ne kadar başarısız ve yanlış kararlar alan biri olduğumun da bir göstergesi diyebiliriz değil mi?

Beni bilen bilir, parayla işim gücüm yoktur.

Kalendermeşrep: Dünya malında gözü olmayan, hoşgörülü ve kalender mizaçlı kişi.

Çingene usulü yaşarım, varsa yerim, yoksa açar ağzımı havaya bakarım filan. Hatta Gri’de geçen sene yaptığımız yılbaşı çekilişinde caaaaanım marka ekibinin “caaaaanım” kelimesinin içindeki a’lar gibi uzun üyesi, sevgili Dilara’nın bana hediye olarak verdiği bardağın üzerindeki “Kalendermeşrep” sözcüğünün birebir, tıpkısının aynısıyım. Dilara’yı bu doğru tespitinden ötürü tebrik ediyor ve hediyesi için tekrar teşekkür ediyorum.

Peki benim gibi bir kalendermeşrep, nasıl oldu da şimdi “Neden Finansal Okuryazarlık” başlıklı bu yazıyı yazma cüretini kendinde bulabiliyor?

Efendim, hikaye Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin yatırım hizmetleri şirketi için yaptığımız ux çalışmalarının sonuçlarını analiz etmek üzere üç asansör vesaitiyle çıktığımız 32. kattaki bir toplantı odasında başlıyor.

Masanın bir ucunda biz, diğer ucunda şirketin genel müdürü, genel müdürün iki yanında iki üst düzey yönetici. Yaptığımız sunumu kuşbakışı İstanbul manzarasının önündeki dev ekrana yansıtmışız, ben anlatıyorum, tree testing sonuçları şöyle, şu kadar kullanıcı ile görüştük, bu personanın beklentisi şuydu fakat karşılanmadığını gözlemledik, anket sonuçlarımızdan elde ettiğimiz verilere göre filan diye kaptırmışım gidiyorum. Neyse yaptık sunumumuzu, tabii karşımızda hayatı mali tablolar, finansal analizler, fibonacci çizgileriyle filan gören müşterilerimiz var, biz de ux araştırmalarımızı bilimsel verilere dayandırıp, anlamlı veriler elde etmek için tablolar ve chart’lardan yararlandığımız için kolaylıkla anlaştık. Neticede aynı dili konuşuyorduk. Fakat biz sunumumuzu bitirdiğimizde, hiç beklemediğimiz bir soru ile karşılaştık. Soru şuydu;

“Şu anda 1 Milyon lira nakit paranız olsa ne yapardınız?”

Bu gibi bir soruyla, yamulmuyorsam en son ortaokulda karşılaşmıştım. Ortaokulda olsam gayet rahat bir şekilde “İeee, dünyayı dolaşırım kieee ya da yok yok, balkondan aşağı atarım, kapış yaparım. Eheurehuhe!”(Kapış için bkz; 90’larda çocuk olmak.) filan şeklinde saçmalayabilirdim. Ama o an ortaokulda değil, kocaman bir gökdelenin 32. katındaydım. Soruyu bana yönelten de sümüklü Yelda değil, koskoca genel müdürdü. Üstelik teneffüste değil son derece önemli bir toplantının tam ortasındaydık. Bende tabi beyin yandı. O güne dek, hiç 1 milyon tl nakit paraya sahip olabileceğimi düşünmediğim için bu konu hakkında bir fikir sahibi de değildim. Dolayısıyla vereceğim en iyi cevabı vermeye çalıştım.

“Ev alırdım.”

“İşte!” diye söze girdi sorunun sahibi…

“Türkiye’de kime sorarsanız sorun, finans alanında bir bilgisi yoksa, bu gibi cevapları veriyor. Kimse parasını likit tutup değerlendirmeyi tercih etmiyor. Babadan kalma bir anlayışla, gayrımenkul yatırımı, altın biriktirme, araba, arsa, arazi almak gibi yöntemleri tercih ediyor. Biz toplum olarak paramızı yönetmesini bilmiyoruz. Paranın değerini de aslında çok bildiğimiz söylenemez. Borsa’nın kumara benzetilen algısı ve piyasa dinamiklerine sadece belirli çevrelerin hakim olması, sıradan vatandaşı yatırımcılıktan korkutuyor. Aslında burada en büyük sorumluluk bize düşüyor. İnsanları hep korkuttuk, onların dilinden konuşmadık, araçları ve yöntemleri sadece matematik dâhilerinin algılayabileceği birer özel güç gibi lanse ettik. Fakat biz bunun değişmesini istiyoruz. Web sitemize kim gelirse gelsin, öğrenmek istediğini basit bir şekilde öğrenebilmeli, korkmamalı, teşvik edilmeli. Durumu biraz da bu şekilde değerlendirmenizi tavsiye ederim. Tabii ki koca bir toplumun finansal entelektüelliğini bir web sitesi ile sağlayamayız, bunun için başka çalışmalarımız da var, ama en azından çaba harcayabiliriz değil mi?”

Hani bazı anlar vardır, sanki zihninizde o ana kadar hiç ışık girmemiş bir oda vardır da birisi aniden ışıkları açar ve tüm gerçekler aniden gözlerinizin önüne seriliverir. Bir anda odanın dekorasyonunu, içindekileri görmeye başlarsınız. İşte duyduğum bu; son derece basit gerçekler, bende böyle bir etki yaratmıştı.

O akşam eve gittiğimde, kredi risk raporumu, banka hesaplarımı, aylık harcamalarımı, gelir ve giderlerimi çıkardım. Tek cümleye sığdırdığım bu eylemleri yapmak tam 5 saatimi aldı. Yatağa yattığımda hala gözümün önünde boşa harcanan paralar ve yeterince iyi değerlendirilmemiş fırsatlar cirit atıyordu.

Ertesi gün iş çıkışı hemen kendimi Mephisto Kitabevi’ne attım. Finans ve Ekonomi alanında yazılmış kitaplara göz gezdirdim. Aslında dünkü toplantıda söylenenlerin doğruluğunu bir kez de burada, kitap araştırırken fark ettim; sıradan insanlara finansal alanda gerek duyacağı basit bilgileri veren o kadar az kitap vardı ki…

Kimi sizi zengin edeceğini iddia eden ve kapağında Donald Trump’ın resmi olan kitaplar, kimi ise herhangi bir forex aracı kurumunda çalışan eğitim koordinatörünün tamamen kurumsal bir bakış açısıyla müşteri kazanmak için yazdığı kitaplardı. Gerçekten o kadar az güvenilir kaynak vardı ki… Fakat biraz daha araştırdığımda, finansın ve ekonominin de felsefesinin yapıldığını, geliştirilen doktrinlerin çeşitliliğini kavrama başladım. Soluksuz okuduğum 3–4 kitabın yanı sıra, aynı dönemde, öğrendiklerimi pratik yapmak ve finansal anlamda nasıl bir karaktere sahip olduğumu deneyimlemek için güvenilir bir forex şirketi araştırmaya koyuldum. Müşteri temsilcileri ile gerçekleştirdiğim, her biri en az 15 dakika süren telefon görüşmelerinin ardından, biraz da müşteri temsilcisinin mahareti karşısında pes ederek, güvenilir olduğuna inandığım bir forex şirketi ile anlaştım. Kısa bir demo döneminin ardından gerçek hesabımla yatırım yapmaya başlamıştım bile…

Bu arada yatırım dediğime bakmayın. Hesabıma yatırdığım para sadece 500 lira idi fakat benim için meblağın değil, yaptıklarımın önemi vardı. 500 liramı sanki 500.000 TL imiş gibi düşünerek analizler yapmaya başladım. Finansal anlamda her gün analiz yayınlayan pek çok uygulama indirdim, web sitesine üye oldum, webinarlara kayıt oldum. Her gün yeni bir bilgi öğreniyor, piyasaları nelerin etkilediğine dair bilgi sahibi olmaya başlıyordum. Tefe-Tüfe oranının bile neye göre hesaplandığını ve ne anlama geldiğini bilmeyen ben, ABD’deki Tarım Dışı İstihdam Verileri’nin, Kanada’daki işsizlik rakamlarının ve global derecelendirme kuruluşlarının yaptığı açıklamaların piyasalara nasıl etki edebileceğini öğrenmeye, daha da önemlisi tahmin edebilmeye başladım. Tüm bunlar olurken bir yandan da analiz ve stratejik bakış açımı güçlendiriyordum. Endeksler, vadeli opsiyon sözleşmeleri, varantlar, sigorta poliçeleri, fon yönetimi, portföy danışmanlığı vs.

Derken bir gün, SPK bir regülasyon yaptı ve benim gibi finansal okuryazarlık seviyesi düşük kullanıcıların zarar etmesini önlemek amacıyla forex’te yatırım yapabilmenin asgari teminat tutarını 50.000 TL olarak güncelledi. Bu da yetmedi, kaldıraç ismi verilen ve forex’in genel kanı olarak son derece tehlikeli olarak algılanmasına sebep olan avantajını 1:100’den 1:10’a düşürdü. Bu kısacası şu anlama geliyor. Bu regülasyonun ardından eğer forex hesabınıza aktaracağınız 50.000 TL paranız yoksa, forex piyasasında döviz veya hisse senedi alım satımı yapamazsınız. Üstelik eskiden 5 liranız, forex piyasasında size 500 TL’lik alım-satım hakkı verirken şimdi aynı para 50 TL’lik alım satım hakkı tanıyor.

Bu değişikliğin ardından, 500 TL ile girdiğim ve 2 ay gibi bir sürede, arada kazanıp kaybederek 720 TL’ye ulaştırdığım paramı hesabımdan çektim. Zaten bir gecede yapılan bu regülasyonun ardından Forex piyasasında çalışan 1200 kişinin işten çıkarılmasının yanı sıra, çalıştığım aracı kurum da Türkiye’den çekilme kararını açıkladı. Bir anda başlayan Forex maceram, işte böyle bir gecede bitiverdi. Üstelik tam da piyasanın dinamiklerine hakim olmaya başlamış, kazanç sağlamaya başlamışken…

SPK tarafından küçük yatırımcıların korunması için alınan bu önlem, bir yandan haklı sebeplere dayanıyor. Nitekim, pek çok kişi, Forex piyasasına hiçbir bilgi birikimi olmadan, tamamen şans oyunu gözüyle yaklaşıyor ve kaybettiğinde de aracı kurumu suçluyordu. Mahkemelerde hala görülmesi beklenen aracı kurumlara açılmış tonla davanın olduğunu biliyorum ve bunların da bir çoğu gerçekten bu dediğim kişiler tarafından açılıyor. Yani evet, SPK doğru bir karar verdi diyebilirim.

Fakat iş ne yazık ki bu kadar da basit değil.

Piyasaları analiz etmek, paranın nasıl alınıp satıldığını öğrenmek, dünya çapındaki bir piyasayı izleyebilmek ve en önemlisi kazanç ve kayıp yaşadığım zamanlarda nasıl tepkiler verdiğimi gözlemlemek gibi başka hiçbir yerde edinemeyeceğim bilgileri bana sağlayan bir yatırım aracıydı sonuçta bu. Tamamen ekonomik ve finansal zeminlerin üzerine kurulu bir dünyada, bu sistemlerin çalışma mantıklarını böylesine agresif ve global bir piyasada deneyimlemek, gerçekten eğer kaybetseydim, orada kaybettiğim paraya da değerdi diyebilirim.

Yazıyı, sonunda nasıl zengin olduğumu anlatarak bitireceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, yaptığım tek şey forex piyasasında var olan 500 TL’mi 720 TL’ye çıkarmaktı hepsi bu. Ancak bu sadece buz dağının görünen kısmı.

Peki buz dağının görünmeyen kısmında neler var?

İşte size, benim için son derece anlamlı ve önemli olan manevi kazanç listem…

Neden Finansal Okuryazarlık?

  • Bu hikayenin devamında ekonomi ve finans alanında okumalar yapmaya devam ettim.
  • Her ne kadar hala gündelik hayatıma çok başarılı bir şekilde uyarlayamasam da, aile bütçesi, gelir gider dengesi vs. gibi konularda farkındalık kazandım.
  • “Pozitif Borçlanma” adı verilen müthiş şeyi keşfettim ve yaptığım harcamalarımı buna göre şekillendirmeye çalıştım.
  • Finans alanında bilgim yokken verdiğim satın alma kararları ile bilgim arttıktan sonra verdiğim kararları analiz ettim, değişiklikleri özümsedim.
  • Kazanma ve kaybetme anlarında kendimi gözlemledim ve kendimi tanımak adını verdiğim sonsuz yolculukta bir nebze de olsa yol kat ettim.
  • Kendimi en azından finansal konularda daha iyi tanıdığım için, doğru zamanda, doğru risklerin nasıl alınacağına dair temel yaklaşımları kendi hayatıma yedirdim.
  • Eskiden son derece tepkisel yaklaştığım siyasi olaylara bambaşka bir bakış açısından yaklaştım, daha az sinirlendim.
  • Değiştiremediğim makro veya mikro sorunları kendime dert etmek yerine bu sorunlardan nasıl kârlı bir şekilde çıkabileceğime dair kafa patlatmaya başladım.
  • Verdiğim, bana göre çok büyük ancak insanlık adına çok küçük kararların sonuçlarını analiz ettiğimde, daha doğru öngörülerde bulunduğumu fark edip, özgüvenime birkaç madalya daha ekledim.

Bu gibi kazanımlarıma daha pek çoğunu da ekleyebilirim. Ancak finansal okuryazarlığımın gelişmesi sadece gündelik hayatımda değil, iş hayatımda da etkilerini gösterdi.

  • Finans, Sigorta, Bankacılık, Risk Yönetimi vs. gibi alanlarda hizmet veren müşterilerimizi daha iyi anladım ve onlara daha doğru çözümler üretmemizi sağladım.
  • UX’in yapıtaşlarından biri olan “marka hedefleri”ni çok daha iyi analiz edebilir hale geldim ve marka isteklerinin arkasında yatan derin nedenleri bile çok rahat analiz edebildim.
  • Müşterilerimizin hizmet verdiği sektörü daha iyi tanıdığım için iş süreçlerini hızlandırdım.
  • Ülke ekonomisi hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğumdan geleceğe dönük proaktif yaklaşımlar sergileyebildim.
  • Gri Creative’in gelecekte gitmek istediği noktayı daha iyi analiz edip, daha gerçekçi ve katkı sağlayan çözümler üretebildim.

Bu listeye de daha pek çok kazanç ekleyebilirim ancak sanırım finansal okuryazarlığımı geliştirmenin bana öğrettiği en önemli şey şuydu:

Kazanırken kaybedebilir, kaybederken kazanabilirim.

Hadi
Tanışalım