Gri Gündem

Susuzluğu deniz suyu içerek dindirmek: Kaliforniya sendromu

Macera dolu Amerika! Google, Twitter, Yahoo, Intel, HP gibi dünya devi şirketlerin başkenti Kaliforniya! 1850’lerde altın madenlerinin keşfedilmesiyle değerlenen ve günümüzde bilgisayar ve internetin kalbi Silikon Vadisi’yle, sinemanın kalbi Hollywood’uyla, tüm turistlerin cazibe merkezi Long Beach’iyle ve mutlu bir azınlığın yaşadığı Beverly Hills’iyle Kaliforniya tam bir Amerikan rüyasını yansıtmakta.

Susuzluğu deniz suyu içerek dindirmek: Kaliforniya sendromu

Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan her 6 bebekten biri Kaliforniya’da dünyaya gelirken, her 8 Amerikalıdan biri de yaşamını Kaliforniya’da sürdürmeyi seçmektedir. Bu da ABD’nin en kalabalık nüfusuna sahip olan Kaliforniya’nın nasıl bir cazibe merkezi olduğunu gösteriyor.

Bizler teknolojinin ve sermayenin gelişmesiyle beraber belki de insanlık tarihinin en rahat dönemlerini yaşamaktayız. Hepimiz sokakta oynadık, çocukluktan çıkarken liberal ekonomi ile tanıştık, bir anda her şeyimiz oldu. Uzaktan kumandalı oyuncak arabalar, atariler ve ilk bilgisayarları kullandık. Cep telefonu girdi hayatımıza, mobil iletişimin en ilkel dönemlerinden günümüzdeki 4.5G’ye kadar her şeyi tattık. Genç yaşlarda tanıştığımız internet sayesinde iletişim kurma şeklimiz değişerek ekranlara bakmaya başladık. Genç değiliz, ama yaşlı da değiliz. Hep bir ara nesil olduk, bir geçiş döneminde kaldık. Hep “gelişmekte olan ülke” vatandaşı olduk. Ve bu rahatlık giderek kendi rahatsızlığını yarattı: Kaliforniya Sendromu!

Günümüzün ekonomik ve sosyal şartları insanları tüketmeye itiyor. Teknolojinin ve iletişimin gelişmesi, kitle iletişim araçlarının ucuzluğu, kolaylığı ve yaygınlığı büyük kapitalist şirketlerin istediği basit mesajı reklamlar aracılığıyla insanlara ulaştırıyor: “Satın, al! Tüket!”

Özellikle teknolojinin gelişmesi sayesinde, sağlıklı ve kalabalık bir nüfusun oluşmasının ardından tembelleşen ve rahata kavuşan insanoğlu sınırsız bir tüketim sürecine giriyor. Çünkü insanın “Ben varım!” deme şekli artık tüketmekten geçmektedir. Sınırsız tüketim, eğlence ve zevk düşkünlüğü peşinde koşan insan da bencil, yalnız ve mutsuz hissetmeye başlar. Mutsuzluğunu gidermesinin yolu, tüketmekten geçeceği için daha çok tüketmeye başlar. Kişi, tüketirken hissettiği anlık haz ve mutluluğun ardından, tekrar mutsuzluğa düşmektedir. İşte bu kısırdöngüye sahip rahatsızlığa da Amerikalı psikologlar tarafından Kaliforniya Sendromu adı veriliyor. Bunun nedeni ise Kaliforniya’nın tüketim ve eğlence kültürünün en uç sınırlarda yaşandığı yer olmasıdır.

Sürekli eğlenme halinin zamanla insan ruhunda oluşturduğu yaraları ortadan kaldırmak için insanlar, daha çok tüketmeye ve eğlenmeye gereksinimi olduğunu düşünür. Ona göre tüketimin ve eğlencenin dozu, sürekli artmalıdır. Yani sürekli bir kısırdöngü içerisindedir.

Somut zevk ve eğlenceleri yaşam amacı olarak gören bu kişiler, eğer başarılı bir hayata sahipse, çevrelerinde mutlaka sahte dostlukları vardır. Erkekler gücü, kadınlar da güzelliklerini kaybettiklerinde ise yalnızlaşırlar…

Yalnızlığın artık yaşam tarzları haline gelen Kaliforniya Sendromu’na sahip kişiler, mutsuzluklarını unutmak için seçtikleri bu hayat tarzıyla sadece meta olan şeyleri değil bedenlerini de tüketiyorlar. Bedensel ve geçici hazlar yaşayan bu insanlar, bedenleri iflas ettiğinde ise hayatı yaşanmaz olarak tanımlamaktadırlar.

İş Yaşamında Kaliforniya Sendromu’nun Ayak İzleri

Kaliforniya Sendromu’na sahip insanlar, sürekli haz peşinde olduklarından ve tatmin olmak istediklerinden dolayı, iş yaşamında da aradıklarını bulamıyor. Kendini aramayı düşünmeyen, kendinde hata görmeyen kişi bundan dolayı sürekli iş değiştirmektedir.

Bu kişiler sadece kendilerine odaklı yaşadıkları için, iletişim yönleri çok zayıf olmaktadır. Başkalarıyla iyi iletişim kuramayan, sadece kendi yalnızlığı içine çekilen bu kişiler, kendileri çok değerli buldukları için hiçbir şey yapmadan ve çaba göstermeden iş yaşamında yer almak istemektedirler.

Kendini diğerlerinden çok farklı ve özel hisseden kişi, en ufak eleştiriyi bile kaldıramamaktadır. İyi niyetli bile olsa kendisine yapılan eleştiriyi bir saldırı olarak algılıyor ve hemen savunmaya geçiyor, kendisini savunamadığı zamanda da yok sayma davranışını uyguluyor. İş yaşamında yaşadığı hayal kırıklıklarıyla kişi kendisini iyice yalnız hissetmekte ve yalnızlaştıkça da paralize olarak yaratıcılığını kaybetmektedir.

Büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri ve CEO’larında da Kaliforniya Sendromu, üstlendikleri görev nedeniyle sergiledikleri egoist davranışlarla beraber kendisini göstermektedir. Yapılan araştırmalara göre gücü ve statüsü elinden alınan eski yöneticiler, önce depresyona giriyor, ardından da bağışıklık sistemleri zarar gördüğü için çeşitli rahatsızlıklara yakalanıyorlar.

İstanbul gibi tüketim odaklı şehirlerde çokça görülen Kaliforniya Sendromu’ndan etkilenen insanlar, mutsuzluk yerine sahte bir mutluluğu tercih ediyor.

Burada yapılması gereken şey ise, kişinin vücudunun iflas etmesini beklemeden insan yaşamının bireysel ve toplumsal hedeflerle zenginleştirilmesi gerekmektedir. Kısacası, bir başkasını yaşatmak için hep beraber yaşamalı ve bu kısırdöngüye son vermeliyiz. Aksi takdirde maddi çevreye sıkışan hayat, bir zaman sonra anlamını yitirir.

Hadi
Tanışalım