Sevgi, Coşku ve Hüznün Kardeşliği
Aşk, çözmeye çalıştıkça daha çok dolaşan bir konu. Başlı başına bir muamma. E zaten aşk üzerine sadece birkaç psikoloji kitabı yazılmışken, aynı konuda milyonlarca şarkı, roman ve şiir bulabilmemizin de sebebi bu değil mi? Beynimizde bir tür kimyasal çorba yaratması dışında (ki bu yönüyle ciddi bir rahatsızlığa işaret ettiğini söylemeliyim) kimsenin aslında bir şey bildiği yok. Herkes bir şeyler hissediyor, hislerini yazıp çiziyor. Sonra “aşk” kavramı, ortaya konan bu aşırı öznel eserler ile tanımlanmaya çalışılıyor. Bu sefer de bazı insanlarda “benim karnımda yok abi kelebek falan, aşık olmadım ben hiç galiba” gibi yanlış anlaşılmalara hatta “çok aşıktım dayanamadım yaptım” gibi savunma mekanizmalarına zemin oluşturan, garip bir kavrama dönüşüyor. Diğer taraftan da Shrek’teki “gerçek aşkın ilk öpücüğü” gibi mitleştirmeler ve “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye biten hikayeler, aşk kavramını ulaşılamaz bir yerde konumlandırıyor.
Ama ben konuyu sosyal bilimler ışığında incelemek istemiyorum çünkü sıkıcı. Kişisel deneyimlerden yola çıkarak, “Ben şu anda ne hissediyorum?” sorusunu açmaya ve anlamaya çalışacağım. Okurken arkada çalması için de buraya bir şarkı bırakıyorum. İçinde birçok duygu barındıran, oldukça basit bir melodi. Aslında bu tanım sanki aşk için de yapılsa sırıtmaz gibi. Kesin yapılmıştır. :)
Aşk için “sevginin bir türü” deyip geçmek, bu uğurda harap olmuş nice aşığa çok ayıp olur. Sevgi konuya kesinlikle dahil, ama belli bir oranda. Burada bahsettiğim şey sevginin yoğunluğu değil, “aşk” dediğimiz baharat karışımının içindeki oranı aslında. Ve garip bir şekilde, bu sevginin tam olarak neye yönlendirildiği de pek açık değil. Bir kişiye, bir kişi ile birlikte gerçekleştirilen eylemlere, “doğru kişiyi bulmak” gibi gerçek dışı bir imgeye ve hatta ilahi bir varlığa duyulan sevgiden bahsedebiliriz. Burada önemli olan, sevginin yoğunluğu ve neye yönelik olduğundan çok, nasıl tezahür ettiği… Aşktan bahsediyorsak, bu sevgi muhtemelen içeride bir yerde kendi kendine oturamaz. Dışarı çıkmaya çalışır, “Bakın ben buradayım!” diye bağırır; açıkça hayatımız üzerinde söz sahibidir. İşte burası, ikinci bileşenimizin devreye girdiği yer.
Coşku. TDK bu kelime için dört farklı tanım vermiş. Bir tanesi konumuz ile çok uyumlu: “Genellikle büyük bir istekle ortaya çıkan geçici hayranlık veya heyecan durumu.” Bu tanımdaki istek, dışarı çıkmaya çalışan sevgi. Üzücü olansa bu durumun geçiciliği. Aşkın biten bir şey olduğu fikri aslında modern dünyada genel olarak kabul görmüş durumda. Resme uzaktan bakınca çok da mantıklı zira böylesine yoğun bir duygu geçici olmasa, bunun ciddi kaotik sonuçları olurdu. Hem toplumsal hem bireysel seviyede hem de. Aşk geçicidir. Peki bundan aşıkların haberi var mı? O coşku hali gerçekten sonsuza kadar sürebilir mi? Cevap hayır ve hayır. :( Ama aşkın sonsuz olduğu inancına sarılmak ve olabildiğince uzun süre “öyleymiş” gibi yaşamak suç değil. Sadece bazı sonuçları var; hüzün gibi…
Hüzün benim şahsen en sevdiğim his. Olumsuz bir duygu olmasına rağmen zararlı değil, çünkü pasif. İnsanın içindeki havalandırmasız bir odaya çöken duman gibi, kendiliğinden dağılmasını beklemekten başka bir çözümü yok. İşin güzel yanı, bu bekleme süreci insandan bir şey götürmüyor. Aksine, pek çok konuyu yeniden ele alma imkanı sağlıyor. Hüzün bu açıdan üzüntü, öfke ya da nefret gibi kendi kendine büyüme meyli olan olumsuz hislerden farklı. Hüzün, az önce bahsettiğimiz sevgi ve coşku yüzünden yorulan aşıkların dinlenme zamanı.
Tarif aslında burada bitti. Ve aramızdaki uslanmaz romantiklerin “E hani umut nerede, umut olmadan aşk mı olur?” sorularıyla ortamdaki hüznü dağıtmaya çalışacağı yere geldik. Ne var ki, bunun cevabını sizlere ben veremem. Çünkü umut gerçek olup olmadığına henüz karar veremediğim bir kavram. Saniyeler içinde bir görünüp bir kaybolabiliyor. Güvenilmez bir tarafı var. Hatta “gelecek” kavramıyla çok ilişkili olduğundan, aşkın “carpe diem” yönünü yok edip işin tadını kaçırabilir gibi geliyor bana. Ama başka biri için tam tersi de söz konusu olabilir tabii… Bilmiyorum.
Tüm bunlar ve daha fazlası “42 Adımda Aşıkların Aşığı Olma Rehberi” kitabımda…
Şaka.
Tüm sevgi, coşku ve hüzün dolu dostlara selam olsun!
Yaşasın sevgi, coşku ve hüznün kardeşliği!
Uluç Altay / Copywriter / Gricreative
Öne Çıkanlar

LEGO'dan Devasa Dünya Kupası Meydana Taşındı
2026 FIFA Dünya Kupası'nın final heyecanı yaşanırken New York'taki Rockefeller Plaza'da dünyanın en büyük LEGO FIFA Dünya Kupası Kupası inşa edildi.

Dünya Kupası Google Search'e Rekor Kırdırdı
Google, Dünya Kupası'nda oynanan Arjantin-Mısır maçının ardından Search'ün tarihindeki en yüksek kullanım seviyesine ulaştığını açıkladı. Şirkete göre Arjantin'in uzatma dakikalarında attığı galibiyet golünün hemen ardından kullanıcıların yoğun ilgisiyle Search, tüm zamanların kullanım rekorunu kırdı.