Bir Devrin Trend’i: Doğaya Dönüş
Bazen, bazı kelimeler yıllandıkça anlam kazanmaya başlıyor. Çoğu insan için belki bir trend ama benim için özüne dönmek anlamını taşıyor. Belki buna Oidepus Sendromu da diyebiliriz. Korunmak, kollanmak belki bir kaçış ya da sığınma ihtiyacı, sanki ana rahmine dönmek gibi bir şey.
Bir Devrin ‘Trend’i: Doğaya Dönüş
Aslında küçüklüğümden beri doğada olmayı seven, ağaç görünce sarılan biri oldum. Çocukken bizim yaptığımız tatiller, hiçbir zaman beş yıldızlı otellerde olmadı. Senenin iki, bazen üç ayını ailem ve aile dostları/akrabalarıyla çadır, kamp tatillerinde geçirirdik. Babamın ateşi nasıl yaktığını, annemin çalı çırpı toplayışını, abimin sapan yapışını izlerdim. O küçük yaşta, kendi kendime biraz da olsa nasıl yeteceğimi öğretmişlerdi bana.
Bu noktada, okuduğumda dünyaya bakış açımı etkileyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Walden Gölü kitabı; Harvard mezunu, hocalık yapmaya başladıktan sonra kardeşinin ölümü üzerine hayatındaki her şeyi geride bırakıp Walden Gölü’nün yanına yaptığı kulübesinde 2 senesini geçirip anılarını kaleme alan Henry David Thoreau tarafından yazıldı.
Minimalist Bir Yaşam Ama Nasıl?
Günümüzde minimalist yaşam tarzı diyebileceğimiz bir hayatı benimseyerek anlatmaya çalışmış Thoreau. Modernizmin ve kapitalizmin etimize geçirdiği dişlerinden kurtulmayı hedef belleyerek geçirmiş tüm yaşamını. Sadece birkaç parça eşya ile gittiği ormanda, düşünceleriyle geçirebileceği iki koca senesi olmuş ve kendi yiyeceklerini kendisi yetiştirmiş.
Modern hayatın insanı bir noktada aslında özü olan doğadan koparıp aldığını ve yeşilin arasında dolaşmayı unuttuğunu da söyler Thoreau. Gittikçe gerçek ihtiyaçlarından kopan; telefonu, bilgisayarı eli kolu gibi olan, gün içinde gördüğü şey betonarmeden başka bir şey olmayan insan -ki yaptığım iş itibarıyla bu tanımın en ortasında ben de duruyorum- biraz ağaç, yeşil ve su görünce deliye döndü ve organik yaşam sürme hevesiyle doğaya dönmeye karar verir oldu son dönemlerde. Çok geçmeden de bunun yanılsama olduğunun farkına varıp günlük yaşantısına geri döndü.
Doğadan kopan bizler yine bir şekilde, yaşadığımız modern hayatın korunaklı kollarında doğaya döndük ama doğanın izin verdiği sürece ve bir tüketici olarak. Bence şunu iyice anlamamız gerekiyor; doğaya dönmeyi gerçek kılabilmek istiyorsak bu sadece organik beslenmek, organik yiyecek üretmek ya da kafamızda kurduğumuz kendi gerçekliğimizde bir fantastik kahraman gibi yaşamak yerine doğanın seyrini fark edip kendi düşünce biçimimize yerleştirerek yaşamamız gerekiyor. Bunun için algımızı kökten değiştirmek gerekse bile.
Deneyimlemeyi Öğrenebilmek
‘’İnsan bir Kolomb olmalı. İçindeki yeni kıtaları, yeni dünyaları keşfetmeli. Yeni kanallar açmalı ama bunlar, ticaret değil, düşünce kanalları olmalı.’’
‘’Bana göre deneyim, zihinlerini matematikten daha iyi çalıştıracaktır.’’
Thoreau, bu anılarını kağıda dökerken muhtemelen bir şeylerin değişebileceği umuduyla yazmıştı. Onun hayat mottosu, bir şeyleri sadeleştirmek, basitleştirebilmekti -1840’larda bile-. Benim de hayatımın mottosu bu oldu diyebilirim. Hayatımın her alanında, buna işim de dahil olmak üzere, bir şeylere basit/pratik çözümler sunarak nasıl efektif hale getirebilirim sorusunu sordum. İşim gereği analitik düşünerek, en karmaşık yapılar karşısında, en gergin, stresli anlarda bile sakin kalıp, sorunu minimize ederek çözüme ulaşmam gerekiyor. Her fırsatı değerlendirip kendisine koştuğum doğa bana bu noktada gözlem yapmayı, dinlemeyi, deneyimlemeyi, sorgulamayı, yeni fikirler üretmeyi, farklı bakış açıları sunmayı ve farklı pencerelerden bakmayı öğretiyor. Doğanın düsturunda vahşi olmak da var, olabildiğince sakin olmak da. İşinizde de cesur ve sert olmanız gerektiği anlar olacaktır, olmalıdır da bana göre. Bu yüzden birbirinden aslında ayrılamayacak, et-tırnak gibi olan insan ve doğa ilişkisi bize her anlamda çözüm yolu sunmakta ve tabii bu doğaya uyum sağlayabilmekten geçiyor.
Kitabı okurken sırası gelen bu cümle bana tebessüm ettirmişti, umarım sizin için de basit ama etkili olur 😊
‘’Gözlerinizin, sahip olduklarınızı görmesini dilerim.’’
Sinem Taş / Web Content Specialist / Gricreative
Öne Çıkanlar

LEGO'dan Devasa Dünya Kupası Meydana Taşındı
2026 FIFA Dünya Kupası'nın final heyecanı yaşanırken New York'taki Rockefeller Plaza'da dünyanın en büyük LEGO FIFA Dünya Kupası Kupası inşa edildi.

Dünya Kupası Google Search'e Rekor Kırdırdı
Google, Dünya Kupası'nda oynanan Arjantin-Mısır maçının ardından Search'ün tarihindeki en yüksek kullanım seviyesine ulaştığını açıkladı. Şirkete göre Arjantin'in uzatma dakikalarında attığı galibiyet golünün hemen ardından kullanıcıların yoğun ilgisiyle Search, tüm zamanların kullanım rekorunu kırdı.